Kan: Bölüm 2

Ve Efe Han oğul acısını tatmıştır kalbinin derinliklerinde. Daniş yanına gelip manevi elini babasının omzuna koyar. Efe Han Daniş’e doğru döner ve gözlerinin içine bakar. “Daniş, görevinden kaçacak mısın ? Kardeşinin, biraderinin kanını yerde mi bırakacaksın ? Halkımızı yönetecek misin, yoksa onları kıyıma mı sürükleyeceksin…”

“…Ve sonra ölüm kapladı bizim güzel topraklarımızı. Tengri’miz kızgındı bize, kılıçlarımız kınımızdaydı yüz yıldır. Çünkü Efdallar hükmetmişti bütün diyara. Ancak atalarım hep görebildiğimiz diyarların ötesinde, Efdalların fethini bekleyen diyarların olduğunu söylemişti. O gemileri inşa etme emirini verdiğimde de, o gemileri bu diyarlara sürme emri verdiğimde de aklımda sadece kaderimizin bu olduğu gerçeği vardı.”

Efe Han

Parslar Gökhunlar ile karlı bir vadiye kadar çarpışmışlardı. Parslar’ın yorulmak nedir bilmeyen piyadeleri Gökhunların sağ ve sol hattını dağıtmışlardı. Gökhun prensi Orhan orduların başındaydı. Babası Kral Erhun ise kuzeyde Efdallar ile çarpışıyordu. Daha doğrusu kuzeydeki Baysalların tahtında oturuyor, Baysalların hanı 12. Baysal ise Efe Han ve ordularıyla çarpışıyordu.

Beklenen haber kısa sürede gelmişti. Orhan’ın Efdallar tarafından kaçırılan kardeşi Daniş, Efdalların prensi olmuştu. Şimdi ise Daniş Efdal ordusunda savaşıyordu Baysallarla. Efe Han öz oğlunun yanına bir kardeş olarak vermişti Daniş’i. Kuzeyde Baysallar’ın kaybetmek üzere olduğu haberi bir hafta once gelmişti. Bu sabah gelen ulağın getirdiği mektup ise Orhan’ın sinirini gerçekten bozmuştu. Babası Kral Erhun kardeşi Daniş’i hain ilan etmişti. Çünkü Baysal hanı 12. Baysal onun kılıcında canından olmuştu. Savaş alanında karşı karşıya gelmişler, Daniş soğukkanlılıkla 12. Baysal ile mücadeleye girmiş, yaşlı hanı oracıkta öldürmüştü. Şimdi diyarın dört bir yanında Daniş’in ismi söylenecekti. Hatta Gökhun ordusunda bile ismi yayılmaya başlamış olabileceğini düşünüyordu Orhan. Otağında çıldırıyordu, generallerine kısa sürede otağında olmasını emredip savaş zırhını giymişti. Generalleri de zırhlarıyla içeriye girmişti.

Prens Orhan generalleriyle yaptığı yarım saatlik toplantı sonucunda Pars başkenti Parias’a yürüme kararı almış, ordusunu toplamıştı. Kısa kılıcını beline taktı, uzun kılıcını ise sırtındaki kınına yerleştirdi. Uzun kılıcı binlerce yıl önce Uzak Kuzey’de dövülmüştü. Kuzey madenlerinin derinliklerinden çıkan metallerle işlenmiş, Uzak Kuzey’in buzlarında soğutulmuştu. Bu uzun kılıç Gökhun hanedanlığına aitti. Uzun kılıcı insanları kolayca ikiye bölebiliyordu. Kral babası Erhun kılıcı bu savaşta ona önderlik edip korusun diye Orhan’a vermişti. Orhan otağından çıktığında ordusu hazırdı ve emrindeydi. Atına bindi ve ordularının başına geçti.

Orhan ordusundaki her askerin tek tek gözlerinin içine baktı. Sonra ağzından şu kelimeler döküldü: “Gökhunların büyük ordusu, bugün, bu sabah evimizden uzak bir vadideyiz. Bizim kulumuz olan bu Parslar, işgalcilere yardım etmek için ant içmiş, hepimizi sıcak evlerimizden alıkoymuştur. Bugün burada kılıçlarımız, kalkanlarımız, zırhlarımızla dikiliyoruz. Tek isteğimiz sıcak yuvalarımıza dönmek, öyle değil mi? Gökhunların büyük ordusu, bugün, bu sabah önce Parslar’ı buradan kovacağız. Ya teslim olacaklar ya da kılıçlarımızdan kanları damlayacak. O işgalci barbarlara yardım eden, kılıçlarını sunan her bir varlık; Gökhunların elinden ölümü tadacak!”

Gökhun ordusu çılgına dönmüştü, Pars başkentine yürürken kılıçlarını çekmiş bağırıyordu hepsi: “Ölüm, ölüm, ölüm! İşgalcilere, yardakçılara ölüm!” Orhan’ın aklındaki tek şey etraftaki Pars casuslarına gözdağı vermekti. Bunu da ordusunun gayet iyi yaptığını düşünüyordu. Atının üzerinde, ordusunun başında ilerliyordu Parias’a. Ancak Orhan’ın iradesinin dışında gelişen olaylar da vardı diyarlarda…

Parias’ta ise korku hakimdi. Parias’ta yaşayan Parslar’ın kalbinde korkudan başka bir şey yoktu. Hiçbir umutları yoktu, çünkü orduları Kuzey’de savaştaydı, Efdaller de yardıma yetişemezdi. Hepsi ölümle tanışacaktı Parslar’ın. Ancak Parias Muhafızları korkmuyordu. Ölüm başlarına gelebilecek en iyi şeylerden biriydi zaten.

Prens Çağatay günlerdir bir an olsun kırpmamıştı gözlerini. Babasının Orta Diyar’daki otağından çıkmış, Güney diyara kadar on günlük bir yolculuğa çıkmıştı. Aslında yolculuktan çok bir seferdi bu, Efdal süvarileriyle yola çıkmıştı. Güney’deki destekçileri Parslar Gökhunların işgali altındaydı. Üvey kardeşi Daniş ise babası Efe Han ile beraber Kuzey’e gitmişti. Efe Han Gökhunların başkentine yürüyecek, Daniş ise Kuzey’e gidip Baysalları devreden çıkaracaktı. Aslında Daniş üstüne düşeni yapmış, Baysal hanı 12. Baysal’ı öldürmüştü. Ama durmayıp Baysal başkentine yürüyecekti Daniş. Üvey kardeşinin bir yer bulabilmiş olmasına seviniyordu Çağatay, ancak Daniş’ten daha azını yapamazdı. Efe Han’ın öz oğlu olarak onu hayal kırıklığına uğratamazdı.

Atını şaha kaldırdı Çağatay, bir hanlığın, bir şehrin kaderi onun ellerindeydi artık…

@9 months ago

Who can care about you ?

@10 months ago
Benim cani kardeşim

Benim cani kardeşim

@10 months ago
Bu da benim bebişim :)

Bu da benim bebişim :)

@10 months ago

Aşk fitildir.

wtfizgoingon:

götümüze girer.

(Source: atinikaybedenoyuncu, via katildomates)

@1 year ago with 3 notes
Lights, lights, lights!

Lights, lights, lights!

@10 months ago
Burada da epey yakışıklı ha kerata

Burada da epey yakışıklı ha kerata

@10 months ago
Üç kafadarlar :)

Üç kafadarlar :)

@10 months ago

I’m back

Hello fellas, i’m back!

Sıkıldım canlarım, ondan buralardayım

@10 months ago

Justin Bieber bir röportajında 1-2 yıl içinde çocuk sahibi olmak istediğini söylemiş.Birisi ona kadın olmadığını, sadece öyle gözüktüğünü söylemeli. -Conan O’Brien

(Source: sevseydigelirdi, via katildomates)

@1 year ago with 395 notes